Şöyle Bir Düşünsem Uzun Ve Geniş Bir Açıyla İç Ve Dış Görüntünün Ayrıntısına Varana Kadar

Şöyle bir düşünsem uzun ve geniş
bir açıyla iç ve dış görüntünün ayrıntısına varana kadar. Toplumsal sınıfın en
üst tepesindeyim! Seçkin ne demekse tabaka olarak görmek için! Fikirde olsa
severimde yaşantı olarak severim de, şöyle bir göreyim, ne ifade edermiş suratı
öğreneyim!
Yirmi beş yaşına girmiştim, tam
reşit olduğum sıralarda bana bir servet bırakmış annem ve babam dünden ben
habersizimim bundan ve şaşkınım! Başka bir alemdeyim (sanki başka alem varmış
gibi)o andan itibaren oh şinanay artık iş için kimsenin ağız kokusunu çekmek
yok, horlanmak yok para kazanma derdi yok dersen kariyer kavramlarım tavan
yapıyor benim için tamamen yoldan çıkaracak hale getirecek kadar yüklü bir
servetti, amanın, az yoldan çıkayım bakalım debelenecek miyim!. Az durun hayal edeyim bir zamanlar çok
endişelendirmiş olan kazanamamak baskısı beklenmedik biçimde ortadan kalkmıştı
pır diyerek kanatlanarak uçup gitmişti. Yapacağım iş ya da mesleğimle ilgili
bir seçim yapma noktasına gitmeme gerek yoktu, o nokta bana gelmişti, bırakır mıyım
hiç!
Aile serveti tek vârisiyim oh oh,
artık hiç çalışmadan yaşayacağım durum alışabilir miyim bilmem ki! Deneyeceğim
en azından! Şimdi isteklerim isteklerimi geniş bir yelpazede önümde seçmekte
zorlansam da, hatta lükse varan ölçülerde gerçekleştirecek biçimde garanti etse
de, bu sırada yapmak üzere olduğum zor ama kolay bir seçim, birden yükselme
hızı başımı döndürse de, bu hırsımla acep tekrar maneviyata dönük yaşama
eğilimime dönebilir miyim endişelendim, bir yere not edeyim, aklıma gelince
bakar kendime gelirim… Bu beleşten kazanma yeme dürtüsüne hiçbir zaman sahip
olmamıştım zaten; devamlı çalışarak kazanıyordum gece gündüz, kazandığım da
beni taşımıyordu, şimdi bu yaşamı ben az birkaç sene gibi karşıdan izleyip
kendime neleri getirecek izlemeye karar verdim, dönemezsem bana hatırlatın
lütfen…
Daha düne kadar öylesine yaşam dışı
olağandışı bir tutkum isteğim olmadığından isteklerimin dar çerçevesinde her
şeyi elde etmenin şaşkınlığı içinde şaşkındım… Şöyle zarif ve haz dolu bir
Beyefendi olsam umursama burnu havada dik yaşasam lakin düne kadar hiç haz
etmezdim!
Hiç gezintiye çıkmamıştım şöyle
çıkayım da kiminle, paranın kokusu yayılınca çok çıkar gezintilere sanatsal
anlamda bir bütünlenme tamamlama sınavı olur mu, şöyle bir gezintiyle Mimarimizle,
sanatta damga vuran ecdadın eserlerini, edebiyatta ve müzikte attığımız derin
imzaları okusam dinlesem canlı canlı… Geçmiş yaşamda şimdiki yaşantımıza ışık
tutan iç içe geçmiş kültürel köprülerin nasıl atıldığını gözlerimle görmek ve
gözlemlemek için çıksam… Binlerce yıllık tarihin günümüze kadar getirdiği
sarayları o ahengin içinde yaşayanları ecdadı hissederek yaşasam, mimarisine
hayran bırakan özgü bahçeleri gezsem, Selçuklu camilerini, rengârenk atmosferi
içinde geride kalan mimarisiyle çarşıları gezsem hatta Fuzulinin ve diğer şairlerin
dizelerinden hatta Fars edebiyatı ve kültürünü bir öğrensem; çok güzel
olur şahane olur bu bak çok güzel olur… Bizler ki bazen omuz omuza halay çekip
bazen de yüz yüze kavga ederek, kâh gülerek kâh ağlayarak yaşadığımız
Anadolu’yu eski haliyle medeniyetimizle kültürüyle bir görsem… Hatta ve hatta “Diyarbakır’ı
en ilginç kentlerimizden biridir. Karacadağ’dan Dicle’ye uzanan geniş kara
bazalt platonun doğusunda, Fis kayası denen korkutucu kütlenin üstüne yerleşen;
yamacına aldığı “Dicle” ile doğal bir savunma hattı oluşturan; nehrin
coşkun suları ile hem yaşam kaynağını garantileyen hem de etkin bir suyolu
ticareti merkezi olan; doğudan batıya, kuzeyden güneye kervanlara – yolculara
sığınma ve korunma imkânı sunan; bereketli Hilal’in kuzey
ucunda Anadolu ile Mezopotamya arasında kültürel, ticari
köprü olan bir kadim kenti…” Orada doğmuş şairlerin izlerini bulsam takip
etsem mesela:
Ahmed Arif
1927’de Diyarbakır’da doğan ve sekiz kardeşten en küçüğü
olan Ahmet Arif bebekken annesini kaybetmiştir. Okuma yazmayı
ilkokuldan önce öğrenen Ahmed Arif, babası memur olduğundan dolayı
ortaokulu Urfa’da, liseyi yatılı olarak Afyon’da okumuştur. Şiir
sanatı en fazla lise yıllarında kendini göstermiştir. İlk şiiri
1940’da ‘Seçme Şiirler Demeti Dergisi’nde
yayımlanmıştır. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe
Bölümü öğrencisi olan şair 1951-52 yıllarında iki kez tutuklanmış ve bu
sebeple yükseköğrenimini tamamlayamamıştır. 1968 yılında
çıkardığı “Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabı çok ses getirmiş ve
yine aynı isimle kendi seslendirdiği şiir kaseti 20 binden fazla satmıştır.
Gerçek adı Ahmed Önal olan usta şair bir kalp krizi sonucu 2 Haziran
1991 yılında hayata veda etmiştir.
“Ben çocukluğumdan beri gece rüyamda şiir okurum, mısra
söylerim.”
En sevdiği saatler gece saatleri olduğu için özellikle
geceleri şiir yazan Ahmed Arif, gecenin de ötesine geçip rüyasında mısralar
gelir ve gece kalkıp bunları kaleme alırmış.
“Alnımızın aklığında puşt işi zulüm
Ve çanım yarı geceler
Çift kanat kapılarına karşı darağaçları”
Yattığı Sansaryan hapishanesinden sonra yollandığı
Harbiye'deki bir hapishanede sonradan şiirlerinde yer alacak ilginç bir olay
yaşayacaktır. İçeri girdikten sonra hücresinin duvarında "To be or
not to be" ile birlikte aynı anlamı taşıyan on dokuz farklı dilde
yazıyla karşılaşmıştır. Şair bu on dokuz satıra yirminci satırı yarı Türkçe
yarı Kürtçe olarak eklemek ister ve on dokuz satırın altına bir toplama çizgisi
çektikten sonra çizginin altına "Ya herro ya merro" yazar. On dokuz
farklı dili, on dokuz farklı kalbi, işkence görmüş on dokuz bedeni kendi bedeninde
toplar ve daha sonra "To be or not to be" değil. / "Cogito
ergo sum" hiç
değil..." mısralarını "Unutamadığım" şiiriyle
tarihe not düşer.
"To be or not to be" değil.
"Cogito ergo sum" hiç değil...
Asıl iş, anlamak kaçınılmazı,
Durdurulmaz çığı
Sonsuz akımı.
Ahmed Arif, "Ben büyük değilim. Halkımın
sıradan ve gariban bir ozanıyım. Lütfen bunu belirt. Buna inanıyorum ve onur
duyuyorum. Bazı adamlar “Son elli yılın en iyi kitabını ben
yazdım." diyorlar. O, kendi iddiası muhteremin… Nazım Hikmet'in
memleketinde böyle laflar edilir mi?" sözleriyle tevazu’yu hiç elden
bırakmamıştır.
Saygı, sevgi ve rahmetle ANIYORUM.
Mehmet Aluç